Genel

Anasayfa / Genel
Haziran 5, 2026

KÜMÜLATİF KORUMA ve HAKLARIN YARIŞMASI

Simaj Patent: Marka Tescil Başvurusu ve Patent Başvurusu | KÜMÜLATİF KORUMA ve HAKLARIN YARIŞMASI
Simaj Patent: Marka Tescil Başvurusu ve Patent Başvurusu | KÜMÜLATİF KORUMA ve HAKLARIN YARIŞMASI
Yazar : Av. Cansu Çatma Bilen
Yazar : Av. Cansu Çatma Bilen

Kümülatif Koruma
Fikrî mülkiyet hukukunda aynı ürünün veya işaretin birden fazla koruma rejiminden eş zamanlı olarak yararlanması mümkündür. Bir ürünün görünümü tasarım, üzerindeki özgün grafik veya görsel unsurlar telif, ticari kaynak gösterme işlevi taşıyan unsurları ise marka hukuku kapsamında korunabilmektedir.

Somut bir örnek üzerinden düşünmek gerekirse: özgün biçimiyle tasarlanmış bir tabağın çizgi ve formlarından oluşan görünümü tasarım hukukunun, üzerindeki grafik ya da motif telif hukukunun, tabağın ticari kaynağını işaret etmek için kullanılan kelime, şekil ya da renk kombinasyonunun ise marka hukukunun korumasına girmesi mümkündür. Aynı nesnenin farklı “katmanları” farklı hukuki araçlarla korunabilmektedir.
Bu durum öğretide “kümülatif koruma” veya “çoklu koruma” olarak ifade edilmektedir. Kümülatif koruma ilkesi, aynı fikrî ürünün birden fazla özel koruma rejiminin şartlarını taşıması hâlinde, ilgili koruma mekanizmalarının eş zamanlı olarak uygulanabilmesini ifade etmektedir. Koruma rejimlerinin aynı ürün üzerinde kesişebilmesinin temel nedeni, her bir hakkın farklı bir hukuki menfaati korumasıdır. Telif hakkı özgün yaratımı, tasarım hakkı ürünün görünümünü, marka hakkı ise ticari kaynağı gösterme işlevini korumaktadır.

Bu ilke, teorik açıdan cazip görünse de uygulamada hangi koruma rejiminin öncelik taşıyacağı ve rejimlerin paralel biçimde işletilip işletilemeyeceği soruları tartışmalı olmaya devam etmektedir. Bu noktada marka hakkı tasarım ve teliften koruma kapsamı ve amacı bakımından farklılaştığından tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Ancak hakların yarışması halinde tasarım, tescilsiz tasarım, telif ve bu haklara ilişkin özel düzenlemeler ile haksız rekabet hükümleri konusunda görüş farklılıkları oluşmuştur.

Hakların Yarışması

Hakların yarışmasına ilişkin doğan tartışmaları doğru çerçeveleyebilmek için her bir koruma rejiminin ayrı bir işlev mantığına sahip olduğunu baştan kavramak gerekir.

Telif hakkı, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında, sahibinin hususiyetini taşıyan fikrî yaratımları güvence altına alır. Tescil şartı aranmaz; eser, yaratılmasıyla birlikte kendiliğinden koruma altına girer ve bu koruma, yaratıcının yaşamı boyunca ve ölümünden itibaren 70 yıl sürer.

Tasarımlara ilişkin hukuki düzenlemeler ise 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 55. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup bir ürünün yeni ve ayırt edici dış görünümünü en fazla 25 yıl koruma altına alır.
Marka hakkı ise aynı kanunun 4. maddesi çerçevesinde, ticari kaynağa işaret eden ayırt edici işaretleri tescil yoluyla ve 10’ar yıllık dönemler hâlinde yenilenebilir biçimde korumaktadır.

Bu üç rejimin odak noktaları birbirinden farklıdır: telif hakkı yaratıcılığı, tasarım hakkı görünümü, marka hakkı ticari kimliği hedef alır. Odak farklılığı, bir ürünün birden fazla korumadan aynı anda yararlanmasına zemin hazırlar; ama aynı zamanda bu alanların çakışması hâlinde hangisinin öncelik taşıyacağı sorusunu da gündeme getirir.

Yine söz konusu düzenlemelere ek olarak Türk Ticaret Kanunun haksız rekabet hükümleri kapsamında da somut olayın özelliklerine göre çeşitli koruma mekanizmaları düzenlenmiştir.

Tasarım ve telif koruması

Özellikle tasarım ve telif korumaları kapsamında hakların yarışması halinde uygulamaya yönelik tartışmalara Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın 12 Eylül 2019 tarihli Cofemel kararı (C-683/17), önemli bir katkı sunmuştur. Divan, tasarım ve telif korumasının aynı anda verilebileceğini kabul etmekle birlikte, bunun yalnızca belirli koşulların varlığı hâlinde söz konusu olabileceğini vurgulamıştır. Karar, her iki koruma türünün farklı amaçları olduğunu ve bu amaç farkının kümülatif uygulamanın sınırlarını çizdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Tasarım korumasının amacı, seri üretime elverişli yeni görünümleri sınırlı bir süre için güvence altına alarak rekabeti dengede tutmaktır; oysa telif hakkı eser niteliğindeki yaratımları çok daha uzun vadeli bir koruma altına almaktadır. Bu amaç farkı, her iki korumaya aynı anda başvurmanın koşullarını ve sınırlarını belirleyen temel etkendir.

Tasarım ve haksız rekabet

Türk hukukunda son dönemde ise tescilli tasarımlara ilişkin tecavüz davalarında TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin eş zamanlı uygulanıp uygulanamayacağı meselesi tartışma konusu olmuştur.

6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu döneminde yerleşik hâle gelen anlayışa göre, tescilli sınai mülkiyet hakkına sahip davacılar hem özel hükümlere hem de TTK’nın haksız rekabet düzenlemelerine aynı anda dayanabilmekteydi. Bu kümülatif uygulama yaklaşımı doktrinde de geniş destek görerek SMK’nın yürürlüğe girdiği 2017 yılı sonrasında da sürdürülmüştür.

Fakat Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bazı güncel kararlarındaki karşı oylar, dairenin süre gelen görüşünün kümülatif korumayı desteklediğini belirtse de bu durum çoğunluğun aksi yönde bir eğilimde olduğunu gösterir. Bu, çoğunluk görüşünün ise özel kanun-genel kanun ilişkisi çerçevesinde kümülatif korumayı sınırlama veya reddetme yönünde olduğu anlamına gelmektedir.

En güncel ve net bir örnek olarak, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 21.10.2025 tarihli 2025/266 K. sayılı kararı, marka hakkına tecavüz durumunda TTK’nın haksız rekabet hükümlerinin ayrıca uygulanmasını reddetmiştir. Bu kararda, “SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından tescilli tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesiştiği dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmadığı” gerekçesiyle haksız rekabet talepleri reddedilmiştir. Yargıtay’ın bu tutumunun ardındaki temel argüman, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun lex specialis niteliği taşıdığıdır. SMK, tescilli tasarım ve marka haklarını haksız rekabete kıyasla daha güçlü ve kapsamlı bir biçimde güvence altına almaktadır. Bu çerçevede aynı ihlali hem SMK hem de TTK kapsamında aynı anda değerlendirmek, genel kanunun özel kanunun yanında işletilmesi anlamına gelir ki bu durum hukuk metodolojisinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Tescilsiz tasarım ve haksız rekabet

Yargıtay’ın yukarıda aktarılan tutumu tescilli tasarım hakları bakımından geçerlidir. Tescilsiz tasarımlar açısından tablonun farklılaşıp farklılaşmadığı ayrıca ele alınmalıdır.

Tescil başvurusu yapılmamış, başvurusu reddedilmiş ya da koruma süresi sona ermiş bir tasarım, SMK kapsamında artık korunamayacaktır. Bu boşluğun TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle doldurulup doldurulamayacağı ise tartışmalı olmaya devam etmektedir. Özel kanunun yokluğu ya da yetersizliği durumunda genel nitelikteki haksız rekabet hükümlerinin devreye gireceği savunulabilirse de bu yolun tescilli haklara dayanan davalardan farklı biçimde kurgulanması gerekmektedir.

Bu çerçevede haksız rekabet hükümlerinin, fikrî mülkiyet sisteminin kapsamı dışında kalan ya da henüz tescil sürecini tamamlamamış fikrî ürünler bakımından boşluk doldurma işlevi gördüğü söylenebilir; ancak bu işlevin sınırları ve koşulları yargısal içtihadın netleştirmesi beklenmektedir.

Marka ve telif koruması

Marka ile telif hakkının birlikte uygulanması, diğer hak türlerine nazaran daha az tartışmaya sebep olmaktadır. Bunun temel nedeni, iki korumanın birbirinden belirgin biçimde ayrışan işlevlere sahip olmasıdır.

Bununla birlikte örtüşme durumları da yadsınamaz. Özgün nitelik taşıyan bir logo hem telif hakkı korumasından hem de marka tescilinden yararlanabilir. Bu iki korumanın birlikte işlemesi, özellikle marka korumasının sona ermesi ya da hükümsüzleşmesi durumunda telif hukukunun varlığını koruyacağı anlamına gelmekte; böylece hak sahibine farklı bir güvence katmanı sunmaktadır.

Marka ve haksız rekabet

Marka ile haksız rekabet ilişkisi de benzer bir mantık ekseninde değerlendirilmektedir. Yargıtay’ın tasarım alanındaki son içtihadı göz önüne alındığında, tescilli markaya dayanan davalarda da TTK haksız rekabet hükümlerinin paralel uygulamasının giderek daralan bir alan bulacağı öngörülebilir.

Sonuç
Hakların yarışması meselesi, fikrî mülkiyet hukukunun en dinamik ve pratik açıdan en kritik alanlarından biri olmayı sürdürmektedir. Bu sebeple, tek bir yaratım ya da ürün, farklı koşulların sağlanması hâlinde aynı anda birden fazla koruma rejiminden yararlanabilir. Bu kümülatif koruma imkânı, özellikle uygulamalı sanatta, özgün tasarımların da telif hukukunun kapsamına girebileceği durumlarda belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır.

Ancak Yargıtay’ın son içtihadı, tescilli tasarım ve marka haklarına dayanan davalarda TTK haksız rekabet hükümlerinin paralel olarak ileri sürülemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu gelişme, 6762 sayılı mülga TTK döneminde yerleşik hâle gelen kümülatif uygulama anlayışından köklü bir sapmayı temsil etmekte ve uygulamacılar için ciddi strateji sonuçları doğurmaktadır.
Haksız rekabet hükümleri ise tescil kapsamının dışında kalan ya da tescil sürecini henüz tamamlamamış fikrî ürünler bakımından işlevini korumaktadır. Bu çerçevede haksız rekabete ilişkin düzenlemeler, SMK’nın tamamlayıcısı olma niteliğini sürdürmektedir.

Son olarak, bu üçlü koruma haritasının hak sahipleri tarafından başından doğru okuması hem dava stratejileri hem de koruma araçlarının seçimi bakımından belirleyici önem taşımaktadır.

 

KAYNAKÇA
1. Suluk C, Karasu R ve Nal T, Fikri Mülkiyet Hukuku (Güncellenmiş 7. Baskı, Seçkin 2023).
2. Suluk C ve Orhan HA, Uygulamalı Fikri Mülkiyet Hukuku, 3. Cilt, Tasarımlar (Seçkin 2008).
3. Tekinalp Ü, Fikri Mülkiyet Hukuku (5. Baskı, Vedat Kitapçılık 2012).
4. Büyükkılıç G, ‘Türk Hukukunda Fikri Mülkiyet ve Haksız Rekabet Hükümlerinin Kümülatif Uygulanabilirliği’ (2024) 10(1) Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi 101-118, DOI: 10.55027/tfm.1444529.
5. Özden Merhacı S, AB Düzenlemeleri ve SMK’nda Tasarımların Hükümsüzlüğü (Seçkin 2023).
6. Erdil E, Haksız Rekabet Hukuku (Vedat 2022).
7. Çolak U, Türk Marka Hukuku (5. Baskı, On İki Levha Yayıncılık 2023).

Yönetici Ortak Patent ve Marka Vekili
Yönetici Ortak Patent ve Marka Vekili

Lorem ipsum, dolor sit amet consectetur adipisicing elit. Architecto, numquam odio. Dolor obcaecati quam asperiores rem dolorem debitis perferendis. Deleniti possimus totam harum recusandae.

Lorem ipsum dolor, sit amet consectetur adipisicing elit. Consectetur, omnis. Perspiciatis, placeat provident sapiente culpa alias fuga odit distinctio doloribus accusantium cum cumque iste nulla. Ullam, quisquam, nesciunt quaerat cupiditate, ab magni nobis expedita voluptates dicta fugiat illum nemo asperiores?

Özgür R. Yörük

Yönetici Ortak

Lorem ipsum, dolor sit amet consectetur adipisicing elit. Architecto, numquam odio. Dolor obcaecati quam asperiores rem dolorem debitis perferendis. Deleniti possimus totam harum recusandae.

Lorem ipsum dolor, sit amet consectetur adipisicing elit. Consectetur, omnis. Perspiciatis, placeat provident sapiente culpa alias fuga odit distinctio doloribus accusantium cum cumque iste nulla. Ullam, quisquam, nesciunt quaerat cupiditate, ab magni nobis expedita voluptates dicta fugiat illum nemo asperiores?
Roller
Patent ve Marka Vekili

Bugün Hizmet Vermemekteyiz

Bugün, özel bir gün nedeniyle firmamız faaliyet göstermemektedir. Tüm talepleriniz ve iletişimleriniz, mesai saatlerimiz yeniden başladığında işleme alınacaktır. Anlayışınız için teşekkür eder, iyi günler dileriz.